
Köyceğiz gölünün kıyısında, gecenin bir yarısı… Saatin önemi yok, çünkü zaman bu manzara karşısında anlamını yitiriyor. Ay ışığı gölün yüzeyine düşmüş, oradan da yansıyarak odama sızıyor. O loş ışık, dört köşeli otel odamın içinde kırık bir huzme gibi süzülüyor.
Yapayalnızım. Kendimle baş başa.
Bir köşeden diğerine yürüyorum. Sonra başka bir köşeye… Ayaklarımın izleri yerde beliriyor sanki. Özellikle köşelerde, ayağımı bastığım noktalar daha derinleşiyor. Bazen düşünüyorum: “Bu izler bana mı ait gerçekten? Yoksa ben, kendime ait olanı bile tanımakta zorlanıyor muyum?” Arkama döndüğümde fark ediyorum büyüklüklerini. Geçmişte bıraktığım izler, sandığımdan çok daha büyük, çok daha farklı.

Odamın ortası ise bana hep daha karanlık görünüyor. Oraya yönelmeye cesaret edemiyorum. Çünkü ben karanlıklardan hoşlanmam. Korktuğum için değil, orada neyle karşılaşacağımı bilmediğim için. İnsan, bilmediği şeyden kaçmaz mı çoğu zaman? İçine bakmayı ertelediği için, kendi gölgesinden korkar aslında.
Hep bildiğim şekilde yaşamışım. Belki de farklılıklara karşı temkinli oluşumdan. Oysa biliyorum: farklılıklar kaçınılmazdır. Ama ben hep köşelerden bakmışım hayata, merkezine hiç cesaret edememişim. Hayatımda da böyle değil mi? En güvenli alanı seçmek, kolay olanı tercih etmek… Oysa insan bazen kendi içindeki tezadı görmeli, onunla konuşabilmeli.
Bir cesaretle, özür borçlu olduğumuz kişileri aramalı mesela. Ya da uzun zamandır ertelediğimiz yüzleşmeleri gerçekleştirmeli. Çünkü insan, kaçtığı şeyin gölgesinde daha ağır yaşar.
Bazen inanmak gerekir kendinden büyük bir güce. Uçurumların kenarına gidip aşağıya bakabilmeli insan. Derinliğe rağmen, düşmeden durabilmeli. İşte o zaman anlar: aslında korku, uçurumda değil, kendi içinde.
Köşelerde yürümek kolaydır. Kenarlardan destek alarak yaşamak güvenli hissettirir. Ama hayat köşelerde birikir; ayak izlerimiz geçmişin zincirleri gibi ağırlaşır. Oysa bırakabilsek kendimizi… Serbest kalabilsek… Her yöne, her tarafa yürüyebilsek. Köşelerdeki o izleri silebilsek. Geçmişimizi geleceğimize ipotek etmekten vazgeçsek.
İşte o zaman odanın ortasına da gün ışığı dolar. Karanlıklar silinir. Gelecek korkuları da anlamsızlaşır. Çünkü gelecek aslında hep yanı başımızdadır. Yakın, çok yakın.
Ama bu bir tezattır işte içimde. Kaçış ile cesaret arasında, karanlık ile ışık arasında, geçmiş ile gelecek arasında… Şimdilik hayat böyle sürüyor.
Uykum ağırlaşıyor. Ve tam o sırada, güneş tan yerinden yükseliyor. Odam artık aydınlık. Bütün köşeler, bütün izler, bütün korkular bir anlığına yok olmuş gibi. Yeni bir gün Köyceğiz gölünün üzerinde oluşan pırıltılarla ışıl ışıl aydınlık başlıyor.


İyilik Hareketi, İnsanın kendini yeniden keşfetmesini, içsel gücünü hatırlamasını ve hayatla daha sağlıklI bir bağ kurmasını amaçlayan bir kişisel gelişim ve sosyal dayanışma hareketidir. Temelinde yargılamadan dinlemek, koşulsuz kabul, bilinçli farkındalık ve insana değer verme anlayışı vardır.
