
Her yeni gün, beraberinde yeni hikâyeler ve yeni öğretilerle gelir. Bir bakarsınız, başka hayatların tecrübeleri yaşam alanımıza girmiştir. Kimi zaman acıdan, kimi zaman tesadüflerin tatlı armağanlarından süzülen bu hikâyeler bize güç katar. Her bir deneyim, hayat tecrübemizi genişletir, ufkumuzu büyütür.
Bilgi dağarcığımız, deneme ve yanılmalarla toplanmış bir hazine gibidir. Bazen en yakınımızda yaşanan bir olaydan öğreniriz; bazen de hiç beklemediğimiz bir anda, bir başkasının hikâyesiyle besleniriz. “Ben biliyorum” diye başladığımız nice şeyin sonunda aslında bilmediklerimizle yüzleşiriz. Ve her defasında sorarız kendimize:“Hayatta kimlerle karşılaşıyoruz, nelerle sınanıyoruz?”

İşte tam da burada güven sahneye çıkar. Belki de bizi en çok zorlayan, oynanan hayat oyununun adını bilememektir. Eğer oyunun kurallarını bilmiyorsanız, hep saha dışında kalırsınız. Kurtulamadığınız boşluklar, çıkmaz sokaklar, belirsizlikler… Daha neler olacak hayatımızda, daha kimler çıkacak karşımıza, diye düşünür durursunuz.
Ama işin sırrı şuradadır: Ne kadar kendinize güveniyorsunuz? Kendi hayat oyununuzda rolünüzle ne kadar barışık, gerçeğinizle ne kadar sahicisiniz?
Yaşamın sırrı belki de tam buradadır: Rolünü oynuyorsan, gerçeği sen biliyorsundur. Gerçeği yaşıyorsan, rolünü sen yazıyorsundur.
Çünkü insan, kendine inandığı kadar gerçektir; inanmadığı kadar da roldür. Kendine güvenmeyen, hep eksik kalır. O eksiklik de yalnızca kendisine değil, karşısındaki insana da yansır. Her türlü iletişimde, güven kadar güvensizlik de bulaşıcıdır.
O yüzden, ne olursa olsun; hangi kararı alırsanız alın, hangi yolu seçerseniz seçin, önce kendinize inanın. Çünkü toplumda yaşanan güven bunalımının kaynağı, aslında oynadığımız sahte rollerin eseridir.
Başkasının ezberlenmiş rollerinin peşine takılıp kaybolmayın. Sadece kendinizi yaşayın. Göreceksiniz, hayat sizi yazacak; çevrenizdekilere de kendiliğinden güven vereceksiniz.
Kendinize eksiksiz güvenin ki, kimse sizinle oyun oynamasın.
Ve unutmayın:
“Bütün kurallara uyarsanız, bütün eğlenceyi kaçırmış olursunuz.”— Katharine Hepburn


İyilik Hareketi, İnsanın kendini yeniden keşfetmesini, içsel gücünü hatırlamasını ve hayatla daha sağlıklI bir bağ kurmasını amaçlayan bir kişisel gelişim ve sosyal dayanışma hareketidir. Temelinde yargılamadan dinlemek, koşulsuz kabul, bilinçli farkındalık ve insana değer verme anlayışı vardır.
